OZAN TÜRKYILMAZ

OZAN TÜRKYILMAZ

TAHMİN ETTİĞİNİZDEN DAHA FAZLA ÇERİK

Sivas Katliamı

8/8/2007
Kategori: Tarih

  SİVAS KATLİAMI

1988 yılında kurulan Pir Sultan Abdal Kültür ve Tanıtma Derneği, 1989 yılından itibaren Banaz köyünde düzenlediği anma ve kültür şenliklerini 93 senesinden itibaren Sivas’ın merkezine taşıyıp, bu kültür şenliğini daha geniş bir katılım sağlayarak gelenekselleştirme kararı almıştı. Anadolu kültür mozaiği içerisinde çok önemli bir yeri olan Pir Sultan Abdal’ı bu şekilde gelecek nesillere tanıtmak ve bu sayede gerçekleşecek kültür etkinliklerinde Sivas’ın bir kültür şehri olmasını sağlamak, bu şenliğin oluşumundaki en önemli amaçlar olarak belirlenmişti. Bu sayede, hem bir çok sanatçının katılımıyla gerçekleşen bu etkinliklerde farklı kültürlerin kaynaşması sağlanmış olacak, hem de Sivas’ın Pir Sultan Abdal’ın ve bir çok halk ozanının yaşadığı bir şehir olarak, tanıtımına katkıda bulunulmuş olacaktı. Bu amaçla yola çıkan dernek yetkilileri gerekli bütün yasal başvurularını yapmış, hatta Kültür Bakanı ve Sivas Valisi ile temasa geçip bu şenlikte onların da desteklerini alarak çalışmalarını tamamlamışlardı. Bu kültürel etkinliğin ulusal ve uluslararası platformlarda da ses getirmesi amacıyla da, pek çok sanatçı, yazar, şair ve ressam aranıp şenliklere katılmaları sağlanmıştı. Böylece hazırlanan program aylar öncesinden tespit edilip, afişler bastırılarak duyurulmuştu. Festival 1-2 Temmuz da Sivas da başlayacak ve 3-4 Temmuzda Banaz da devam ederek yine 4 Temmuz akşamı sona erecekti.

4. Geleneksel Pir Sultan Abdal kültür festivali 1 Temmuz 1993 Perşembe günü saat 9:30 da Arif Sağ’ın katıldığı bir dinleti ile Sivas Kültür Merkezi’nde başladı. Etkinliklere Atatürk anıtına çelenk konulması, Genel Başkan Mürtaza Demir, Sivas Valisi Ahmet Karabilgin  ve Aziz Nesin’in konuşmaları ile devam edildi. Daha sonra saat 14 ten itibaren Sivas Buruciye Medresesi’nde kitap ve fotoğraf sergileri açılarak etkinliklere katılan yazar ve şairlerin imza ve söyleşilerine başlandı. Saat 17'de Hasret Gültekin’in katıldığı müzik dinletisinin ardından çeşitli panel, halk konseri ve slayt gösterileriyle şenliklerin ilk günü tamamlandı. Şenliklerin birinci günü bu şekilde tamamlanırken kimsenin aklına ertesi gün yaşanacaklar gelmemişti. Böyle bir katliamın cumhuriyetin temellerinin atıldığı böylesine güzel bir şehirde yaşanabileceği ihtimal hiç kimse tarafından dikkate alınmamıştı. Şenliğe gelen herkes büyük bir coşku içerisinde gerçekleştirilen etkinlikle katıyor, sanatçılar konserlerinde, semah ekipleri döndükleri semahta, yazarlar imzaladıkları eserlerinde insanlara hep dostluk ve birlik mesajları veriyorlardı. Sivas’a büyük bir heyecanla ve sanatın evrensel mesajlarını yüreklerinde taşıyarak gelen bu insanlar, böyle bir sonu hak edebilecek ne yapmış olabilirlerdi ki... Bu ihtimalleri akıllarına hiç getirmeden 1 Temmuz akşamı şenliklere katılan herkes otellerine yada Sivas’ta bulunan tanıdıklarının evlerine dağıldılar ve o gece uyuyacakları son uykuya gün içinde yaşadıklarının verdiği tatlı bir yorgunlukla daldı bir çoğu...2 Temmuz sabahı gün bir başka ağarıyordu Sivas’ta.Ve ertesi gün bambaşka bir oyun sergilenecekti sivas ta sivas katliamı.

Tarih boyunca bir çok medeniyete kucak açan bu güzel şehir Pir Sultan’ın asılmasından sonra adına sürülecek bir başka kara lekenin belki de farkındaydı o sabah... Belki de bundandı bulutların güneşin önünden çekilmek istememesi... 2 Temmuz cuma gününü serin bir sabahla karşılıyordu Sivas. Bir önceki günün yorgunluğuna inat şenliğe katılanların çoğu erken başlamışlardı güne. Sanatçılar, yazarlar, semah ekiplerindeki gençler, o gün yaşanacaklardan habersiz yudumluyorlardı çaylarını. Saat 10 da Buruciye Medresesi’nde yazar ve şairlerin imza ve söyleşilerine devam edildi. Öğleden sonra yapılacak etkinlikler için hazırlıklar yapıyordu gençler. Türkülerin, semahların, karşılıklı şakalaşmaların ardı arkası gelmiyordu. Ama o gün Sivas’ta başka bir hazırlık daha vardı...

Pek çok kökten dinci örgüt, şehir dışından getirdikleri militanlarını Sivas’a günler öncesinden toplamış, halkı Aziz Nesin’in Sivas’ta cezalandırılması için tahrik etmeye başlamıştı.Sivas katliamını adım adım hazırlıyorlardı. Müslümanlara hitap ederek hazırlanan hain bildiriler cuma namazı sonrası elden ele dolaşır olmuştu. Bu bildirilerde “gün Müslümanlığın gereğini yerine getirme günüdür” denilerek, Salman Rüşdi’nin “Şeytan Ayetleri” adlı eserini Türkiye’de yayınlayan Aziz Nesin’e hakaretler yağdırılıyor, Müslümanların ise buna direnerek şeytana dost olan bu insanın öldürülmesi gerektiği telkin ediliyordu. Ayrıca T.C. devletinin Müslümanlara zulüm yaptığı, devletin valisinin bile böyle bir etkinliğin Sivas’ta yapılmasına izin vererek hainler arasına katıldığı belirtilmekteydi. Bu el ilanlarında başta Aziz Nesin olmak üzere, tüm kafirlere verdikleri en önemli mesaj “İslamın peygamberini ve kitabın izzetini korumak için bu uğurda verecek canları olduğuydu.” Şeytan Ayetlerini yayınlayanlara izin verdiğine göre T.C. de en az Aziz Nesin kadar suçluydu. Laikliği savunan bu devlette Aziz Nesin gibi yıkılmalı, yerine şeriat esaslarıyla yönetilen bir İslam devleti kurulmalıydı. Bu bildirilerden, başta Sivas emniyeti olmak üzere herkesin haberi vardı.

Bir yandan bu bildiriler elden ele gezerken diğer yandan Hürdoğan, Bizim Sivas, Hakikat gibi yerel gazeteler, günler öncesinden başladıkları taraflı yayınlarla belki kendilerinin bile tahmin edemeyecekleri bu büyük yangının ilk kıvılcımlarını ateşliyorlardı. Bu yerel gazetelerde Kültür Merkezi önüne dikilen heykeli n halkın tepkisinden korkularak gece dikildiği, Aziz Nesin’in Sivas’a gelmesinin büyük bir hata olduğu, Müslüman mahallesinde salyangoz satıldığı ve daha pek çok yanlı görüşler yayınlanıyordu. Diğer bir yandan da Anadolu ve Yeni Ülke adlı yerel gazeteler ise halkı tahriklere kapılmaması konusunda uyarıyor, birliğe ve kardeşliğe davet ediyordu. Bütün bunlara rağmen cuma namazı sonrası bir araya gelen guruplar, yavaş yavaş gerçek yüzlerini göstermeye başlamış, günler öncesinden provalarını ve hazırlıklarını yaptıkları bu kanlı oyunu sahneye koymak için perdelerini aralamışlardı. Oyunun adı “Katliam”, oyuncular şeriat devleti isteyen yobazlar, seyirciler ise başta tedbir alması gereken yetkililer olmak üzere tüm dünyaydı...

2
Temmuz 1993 günü günler öncesinden hazırlıkları yapılan bir oyun tüm açıklığıyla sergilenmekteydi artık. Sadece Sivas halkına mal edilmek istenen bu vahşet, aslında günler öncesinden organize edilmiş, Sivas’a şehir dışından gelen pek çok kökten dinci militanın, öğrenci yurtlarında barındırılmasıyla tertiplenmiş, organize bir şeriat ayaklanması haline gelmişti. Organize edilen hareket ilk başta Aziz Nesin’in Sivas’a gelişini protesto ederken, artık maske düşmüş sloganların arasında laik Türkiye cumhuriyeti’ne yönelik söylemler karışmaya başlamıştı. Bu azgın kalabalık Madımak Oteli'ne gelmeden önce Kültür Merkezini taşlamış, Kültür Merkezi önüne dikilen anıtı sökerek parçalamak istemişti. Valinin isteğiyle halkı yatıştırmak üzere olay yerine gelen belediye başkanı Temel Karamollaoğlu konuşmasına “mücahit Temel” sloganlarıyla başlamış, halkı sükunete davet edeceğine validen kültür merkezi önüne dikilen heykelin sökülmesini talep etmiş, vali de belediye başkanının tuzağına düşerek buna izin vermişti. Bunun üzerine göstericiler anıtı yerinden söküp parça lamış, bu şekilde sakinleşeceklerine daha da azgın bir şekilde yürüyüşlerine devam ediyorlardı. Gerek kasıtlı tahriklerle, gerek mülki idarenin gereken tedbirleri alamamış olmasıyla, kalabalık zaman içinde çoğalıyor, yavaş yavaş şenliklere katılanların konakladığı Madımak oteline doğru harekete geçiyordu. Daha bir gün önce büyük bir heyecanla başlayan şenlikler Madımak oteline sığınan masum insanların gözlerinde birer korku çığına dönüşüyordu. Madımak oteli önünde toplanan kalabalık, güya Aziz Nesin’e tepki olarak başlattıkları bu hareketi, şeriatçı sloganları haykırarak sürdürüyorlardı.

"Türkiye Müslüman’dır, Müslüman kalacak!"


"Kahrolsun laiklik!"

"Şeriat gelecek zulüm bitecek!"

"Sivas Aziz’e mezar olacak!"

"Burası Türkiye, Moskova değil!"

"Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak!"

"Ya Allah, Bismillah, Geliyor Hizbullah!"

Bu sloganlar Madımak Oteli önündeki alanda yankılanırken bir yandan da belediyenin birkaç gün önce otelin yakınına döktürdüğü kaldırım taşları, göstericilerin elinde birer silaha dönüşüyordu. Madımak Oteline ilk taş saat 14 sularında atıldı. Kırılan, otelin camları değil içerideki masum insanların gelecekten kesilen umutlarıydı.

2 Temmuz 1993 günü Sivas’ta oynanan bu vahsi saldırganlık, akşam saatlerine doğru gitgide artıyordu. Madımak otelinin içinde kalanlar perdelerin arasından dışarıda olup bitenleri görüp, olayların nasıl bir boyut kazanacağını kestirmeye çalışıyorlardı. Belediyenin birkaç gün önce otelin yakınına yığdığı taş kümesi canilerin ellerinden Madımak Oteli’nin üzerine bir yağmur gibi yağıyordu. Bununla da yetinmeyen birkaç kişi civarda bulunan binaların üzerlerine çıkmış ve çatılardan söktükleri kiremitleri otelde bulunan insanların üzerlerine fırlatıyordu. Ankara ile sık sık telefon bağlantısı kuruluyor, bakanlara, milletvekillerine, hatta hükümetin başında bulunan parti liderlerinden olaylara müdahale edileceği konusunda güvenceler alınıyordu. Sivas’ta böyle bir can pazarı yaşanırken Aziz Nesin’in telefonla ulaşabildiği Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü içeridekilerin kılına bile zarar gelmeyeceği konusunda teminat veriyordu. Olayları haber alan cumhurbaşkanı Süleyman Dem irel dışarıdaki azgın kalabalığı kast ederek “benim halkımla polisimi karşı karşıya getirmeyin” diyor ve cumhuriyetin temeline dinamit koymak isteyen bu yobazları cesaretlendiren bir tutum içerisine giriyordu. İçişleri bakanı Mehmet Gazioğlu ise “Telaşa kapılmayın, çevre illerden yardım istedik, sizi kurtaracağız” diyerek oteldekilere umut veriyordu. Artık ipler kopma noktasına gelmişti. Dışarıda azgın bir kalabalık yerden aldıkları taşları otelin üzerine yağmur gibi yağdırıyor, otelin camları gök gürültüsünü andıran sesler çıkararak kırılıyor, bu seslere tekbir sesleri karışıyordu. Dışarıdan gelmesi muhtemel bir saldırı için tedbirler alınmaya başlandı. Otelin girişindeki merdivenleri n önüne sandalye ve masalardan oluşan barikatlar yapıldı. İçeride bulunan herkes ellerine geçirdikleri sandalye bacakları ve demirlerle merdiven boşluklarında bekleşiyorlar, olası bir saldırıda kendilerini bunlarla savunabileceklerini düşünüyorlardı. Bütün bu telaşın içerisinde karikatürist Asaf Koçak hiç durmadan otelin içinde dolaşıyor ve mızıkasını çalarak gençlere moral vermeye çalışıyordu. Saat 19.30 dan sonra elektriklerin kesilmesiyle ortalık tam bir mahşer gününe dönmüştü. Oteldekiler telaş içerisinde bekleşirken dışarıdan önce gaz kokusu ardından da duman kokusuna benzer kokular içeri sızmaya başladı. Madımak Oteli’nin önündeki araçlar yanıyordu. Birden bir çığlık yükseldi, bu ses otelde bulunanlardan Zerrin Taşpınar’a aitti. “Yakıyorlar bizi!”

Artık her şey çığırından çıkmıştı. Alevler dört bir yanı sararken otelin içine sızan duman insanların soluğunu kesiyor ve panik başlıyordu. Otelin içindeki genç kızların çığlıklarına dışarıdan gelen tekbir sesleri karışıyor, panikle üst katlara kaçışanlar yangın çıkışının kapalı olmasından dolayı dumanla zehirleniyor ve göz gözü görmez bir karanlığı alevlerin kızıl rengi aydınlatıyordu. O panik içerisinde biri insanları otelin arkasındaki aydınlatmaya bakan 109 numaralı odaya yönlendirdi. Bu aydınlatma iki binanın arasında üçgenimsi bir boşluktu. Camlar kırıldı ve kal abalıktan birkaç kişi bu boşluğa atladılar. Arkalarında kalan kadınların ve diğer arkadaşlarının da oraya inmeleri için yardım ederlerken karşı binadan çıkan Büyük Birlik Partili iki kişi onlara ellerindeki uzun sopalarla vurarak ve küfür ederek geldikleri yere dönmelerini haykırıyordu. Bu arada Büyük Birlik Partisi Sivas il başkanı Ahmet Yıldız ve Mehmet adlı bir polis memuru bu iki kişiyi ikna ederek içeri alıyor ve Ahmet Yıldız’ın sayesinde içeride ölümden kaçan Ali Balkıs, Arif Sağ, Battal Pehlivan, Demet Işık, Zerrin Taşpınar, Ali Yüce, Ali Rıza Koçyiğit, Ali Doğan, Haydar Ünal, Ayben Kop, Mürtaza Demir ve Cem Celasun’la, isimlerini burada sayamadığımız 31 insan hayatlarını kurtarıyorlardı. Aynı derecede şanslı olamayan onlarca aydın, sanatçı ve genç ise otelin içerisinde kalarak diri diri yakılmak suretiyle can veriyordu. Pir Sultan Abdal şenliğine katılan 33 yiğit insan bedenlerini Madımak oteline, isimlerini ise tarihin kanlı sayfalarına bırakmıştı. Her yanda yanık siir kokusu vardı...

2 Temmuz 1993 de gerici yobaz zihniyetlerin başlattığı bu yangında, hayatlarını kurtarabilecek kadar şanslı olan iki kişi daha vardı. Bunlar Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli’ydi. Onlarda dumandan etkilenmelerine rağmen bir çıkış yolu aramışlar ve odalarına yakın bir pencereden Lütfü Kaleli’nin imdat çığlıklarını duyan itfaiyenin uzattığı merdivene çıkmayı başarmışlardı. Ancak Aziz Nesin itfaiye merdiveninin henüz yarısındayken onu bekleyen bir başka sürpriz daha vardı. Bu sürpriz ise Refah Partili belediye meclis üyesi Cafer Erçakmak’tan başkası değildi. Cafer Erçakmak itfai
ye merdivenindeki Aziz Nesin’i tanımış ve kurtarılmasını engellemeye çalışıyordu. Otele geri dönmesini sağlayamayınca da etrafındakilerle birlikte saldırıp, Aziz Nesin’e itfaiyenin demir kancasını alarak vurmaya başlıyordu. Tekme, yumruk ve demir sopa darbeleriyle kanlar içerisinde kalan ve linç edilmek istenen Aziz Nesin’i orada bulunan polislerden iki kişi zorla kaçırarak bu vahşetten kurtarıyordu. 33 ü şenliğe katılan aydınlardan olmak üzere toplam 37 kişinin hayatını kaybettiği bu katliama dönemin başbakanı Tansu Çiller “Çok şükür, otelin dışındaki halkımız bu yangından zarar görmemiştir” sözleriyle farklı bir bakış açısı kazandırıyordu.

Yangıdan geriye kalan yaralılar ve cesetler, başta cumhuriyet Üniversitesi Hastanesi ve SSK olmak üzere çeşitli hastanelere kaldırılıyor, gün ağarırken vahşetin bilançosu belirginleşmeye başlıyordu. 40 a yakın ölü ve onlarca yaralı... Bu katliamdan canlı olarak kurtulabilenlerin pek çoğu bedenlerindeki yanık izlerinin acısını yüreklerindeki yaralara sardılar. Caniler emellerine ulaşmışlardı artık. Atatürk’ün kurduğu laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ni, devletin bütün imkanlarını saf dışı ederek yenmeyi başarmış ve 37 kişinin ölümüne sebep olarak tarih boyunca elde ettikleri zaferlere bir yenisini daha eklemişlerdi. Yüzyıllardan beri Nesimi’nin derisini yüzen, Pir
Sultan’ı asan, Kubilay’ı katleden, Maraş’ta hamile kadınların karınlarındaki bebekleri öldüren bu zihniyet ,yine yapacağını yapmıştı. Din ile cehaletin bir araya gelmesinden ortaya çıkan tablo 2 Temmuz günü Madımak Oteli’nde bir kez daha çizildi. 2 Temmuz günü Sivas’ın alnına bir kara leke sürüldü.

 

 

 

 

 

 

Unutursak, hatırlatırlar !



 

 

Kalıcı Bağlantı

2.Dünya Savaşı

7/8/2007
Kategori: Tarih

İkinci Dünya Savaşı

Saat yönünde: Müttefik askerleri Normandiya çıkartması sırasında Omaha plajına çıkarken, Nazi toplama kampı Auschwitz'in kapısı, Kızıl Ordu askerleri Berlin'de Reichstag binasına Soyvet bayrağı asarken, Nagasaki'de atom bombasının mantar şeklindeki bulutu, 1936 Nuremberg Nazi ulusal gününde tören geçişi
Tarih: 1 Eylül, 19392 Eylül, 1945
Yer: Avrupa, Pasifik Okyanusu, Güney doğu Asya, Ortadoğu, Akdeniz ve Afrika
Sonuç: Müttefikler kazandı. ABD ve Sovyetler Birliği gibi süpergüçler ortaya çıktı. Batı Bloğu ve Doğu Bloğu olmak üzere iki kutuplu güç dengesi oluştu, bu da Soğuk Savaş'a ortam hazırladı.
Savaş nedeni: Polonya'ya Almanya'nın ve Sovyetler Birliği'nin saldırması, Japonların Pearl Harbor'a saldırması
Taraflar
Müttefikler:
SSCB
ABD
Birleşik Krallık Birleşik Krallık
tümü
Mihver Devletleri:
Almanya
İtalya
Japonya
tümü
Kumandanlar
Josef Stalin
Franklin Roosevelt
Birleşik Krallık Winston Churchill
Adolf Hitler
Benito Mussolini
Hideki Tojo
Kayıplar
Askerî kayıp:
17,000,000
Sivil kayıp:
33,000,000
Toplam:
50,000,000 kişi
Askerî kayıp:
8,000,000
Sivil kayıp:
4,000,000
Toplam:
12,000,000 kişi

2. Dünya Savaşı'na katılan devletler.Müttefik Devletler yeşil  (Pearl Harbor Saldırısından sonra katılanlar açık yeşil), Mihver Devletleri turuncu (işgal ve ilhak edilen devletler dahil) ve tarafsız ülkeler gri renkle belirtilmiştir.
2. Dünya Savaşı'na katılan devletler.
Müttefik Devletler yeşil (Pearl Harbor Saldırısından sonra katılanlar açık yeşil), Mihver Devletleri turuncu (işgal ve ilhak edilen devletler dahil) ve tarafsız ülkeler gri renkle belirtilmiştir.
Eylül 1939'dan , Aralık 1945'e 2 Dünya Savaşı. ██  Bağımsız ülkeler ██  Batı Müttefeikleri Dominyonlar ██  Batı Müttefikleri koloni ve işgal bölgeleri ██ Haziran 1941'den sonra Doğu Müttefikleri ██  Müttefikler'e geçmeden önce haziran 1941'de SSCB ve uydu devletleri  ██ Mihver Devletleri ██  Mihver Devletler koloni ve işgal bölgeleri ██  Kasım 1942'de Alman işgalinden önce Vişi Fransa'sı ve colonileri ██  Aralık 1941'de Japonya İmparatorluğu ██ Tarafsız ██   Mihver Devletleri hakimiyetine giren bölgeler
Eylül 1939'dan , Aralık 1945'e 2 Dünya Savaşı.

██  Bağımsız ülkeler

██  Batı Müttefeikleri Dominyonlar

██  Batı Müttefikleri koloni ve işgal bölgeleri

██ Haziran 1941'den sonra Doğu Müttefikleri

██  Müttefikler'e geçmeden önce haziran 1941'de SSCB ve uydu devletleri

██ Mihver Devletleri

██  Mihver Devletler koloni ve işgal bölgeleri

██  Kasım 1942'de Alman işgalinden önce Vişi Fransa'sı ve colonileri

██  Aralık 1941'de Japonya İmparatorluğu

██ Tarafsız

██  Mihver Devletleri hakimiyetine giren bölgeler

II. Dünya Savaşı, 20. yüzyılda dünya çapında yapılan iki savaştan ikincisidir. Altı yıl boyunca, dünyanın çeşitli bölgelerinde süren kesintisiz savaşlarla baş gösteren II. Dünya Savaşı, Alman ordularının Polonya'ya saldırdığı 1 Eylül 1939 tarihinde başladığı kabul edilir. Ne var ki birbirinden kopuk görünseler de bu tarihten önceki çatışmalar da, savaşta birincil rol oynayan tarafların stratejik hedefleri arasında yer aldığından, savaşın başlangıcı tarihsel olarak daha gerilerden başlamaktadır.

 

Savaşın ayak sesleri

Hitler’in 1933 yılında iktidara gelmesinden itibaren savaşın sonuna kadar izlediği strateji, üç aşamalı bir stratejidir. Hitler, iktidara gelmesinin hemen ardından Alman ekonomisinin düzenlemesini hedef almıştır. Gerek I. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkmasının, gerekse de 1930 yılındaki genel ekonomik buhranın sonucunda Alman ekonomisi ciddi sıkıntılar içindeydi. Yaşanan yüksek enflasyon, aşırı boyutlara varan işsizlik ve bunlara bağlı olarak sanayideki üretim-hammadde düşüklüğü, Hitler’in izlediği ekonomi politikalarıyla kısa sürede kontrol altına alınmıştır.

Ekonominin düzene sokulmasının ardından stratejisinin ilk adımında Hitler, Alman kara, deniz ve hava kuvvetlerinin, Versay anlaşmasıyla getirilen sınırlamalardan kurtulmasını sağlamıştır.

Bunun ardından gelen ikinci stratejik ve gerginlik dolu adım, Almanca konuşan nüfusun yaşamakta olduğu bölgelerin, Alman topraklarına katılmasıdır. Bu stratejik evrenin adımları, 12 Mart 1938 de, Avusturya’nın ilhak edilmesiyle başlamıştır. Ardından ikinci adım olarak Çekoslovakya toprakları içindeki Sudet bölgesidir. Hitler’in baskısıyla 29 Eylül 1938 günü imzalanan Münih Anlaşmasıyla Sudet bölgesi Almanya’ya verilmiştir. Konferans, Alman, İtalyan, İngiliz ve Fransız başbakanlarının katıldığı, Çekoslovakya’nın temsici bulundurmadığı bir anlaşmadır. Anlaşmanın hayata geçirilmesi konusunda Hitler, hiç zaman kaybetmemiştir.Anlaşma,1 Ekim 1938'de yine silah kullanılmaksızın, uluslararası anlaşmalara dayanılarak, nüfusunun yüzde elliden fazlasını Almanların oluşturduğu Sudet bölgesinin Almanlarca işgal edilmesine dayanmıştır. 15 Mart 1939'da ise Çekoslovakya’nın kalanını da topraklarına eklemeleri anlaşmada yer almıştır.

Bu olaylara kadar Hitler, stratejisinin adımlarını atarken, silahlar kullanılmamıştır.Ancak geriye tek sorunlu bölge kalmıştır:Danzig bölgesi. Versay anlaşmasıyla Polonya'ya verilen Danzig bölgesi, halen Alman yönetiminde olan Doğu Prusya ile Almanya arasındaki kara bağlantısını kestiğinden,Alman Hükümeti,Polonyahükümetinden, Doğu Prusya'yla arada bir kara bağlantısı oluşturulması yönünde bir teklifi görüşmesini istemiş ve böylece Danzig Sorunu ortaya çıkmıştır.

3 Mayıs 1939'da Sovyet Dışişleri Komiseri olan Litvinov görevden alınarak yerine Vyaçeslav Mihayloviç Molotov atanmıştır. Bu atama Sovyet dış politikasında keskin bir dönüşe işaret etmiştir. Litvinov döneminde Sovyetler Birliği, Alman yayılmacılığına karşı İngiltere ve Fransa ile bir protokol oluşturmak için girişimlerde bulunmuş, ne var ki her seferinde reddedilmişti. Molotov döneminde ise Sovyetler Birliği, Alman hükümeti ile bir saldırmazlık paktı için çalışmıştır. Uzun diplomatik görüşmeler sonucunda 24 Ağustos 1939 günü Sovyetler Birliği ile Almanya arasında bir saldırmazlık paktı imzalanması karara bağlanmıştır.

  • Almanya: Öncelikle Orta Avrupa,ardından Doğu ve Batı Avrupa'yı Almanya topraklarına katmak amacındadır.İkincil planı ise Asya'ya özellikle Rusya ve Yakın Doğu'daki stratejik noktaları ele geçirmektir.
  • Japonya: Birinci Dünya Savaşı sonunda Almanya'nın Uzak Doğu sömürgeleri Japonya'ya verilmişti.Üstelik Çin'in bir bölümü de japon hakimiyetindeydi.Ancak bu kadar sömürge bile hızla sanayileşen ve büyüyen Japon ekonomisini doyuramıyordu.Ekonomik çıkarlar için ABD ile yakınlaşan Japonya,savaşın patlak vermesi ile Almanya'ya yakınlaşmıştır.Pearl Harbor saldırısı ile kesin olarak savaşa girmiştir.
  • ABD: Savaşın başıda tarafsız kalan ABD sonraları Fransa ve İngiltere'ye silah yardımı yapmıştır.Almanya'nın kışkırtmaları sonucunda Japonya tarafından Pearl Harbor'da saldırıya uğramış ve kesin olarak savaşa girmiştir.ABD'nin savaşa gimesi ile savaşın ibresi değişmiş,Almanya genişleme politikası yerine var olan sınırlarını koruma politikasını uygulamıştır.
  • Rusya: Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra batı yerine Orta Asya'ya yönelik politikalar izlemiştir.Zengin petrol rezervleri sayesinde savaşta lojistik ve teklonoji alanlarında en güçlü devletlerden biri olmuştur.Almanya ile saldırmazlık anlaşması yapmasına rağmen Alman istilasına uğramıştır.
  • İngiltere: Hitler tarafından Avrupa'daki tek rakip olarak görülen İngiltere,Almanya'nın Avrupa'nın tamamına yayılmasını önlemiştir.ABD tarafından sürekli mühimmatla destklenen İngiltere ABD'nin savaşa girmesine kadar özellikle Kraliyet Hava Kuvvetleri ile ön plana çıkmış,Orta Avrupa'da kesin bir hava hakimiyeti sağlamıştır.ABD'nin savaşa girmesiyle birlikte kara kuvveteriyle ön plana çıkan İngiltere,ikinci Dünya Savaşının en büyük aktörü olmuştur.
  • İtalya: Birinci Dünya Savaşından istediğini alamayan İtalya dar bir sömürge alanıyla sanayisini beslemeye çalışıyordu.Ayrıca Birinci Dünya Savaşı'nda itilaf devletleri ile görüş ayrılığına düşen İtalya,Mussolini'nin faşist politikaları sebebiyle Avrupa'da sorun teşkil ediyordu.İtalya'nın eski Roma İmparatorluğu gibi güçlü bir devlet olmasını isteyen Mussolini,Almanya ile yakınlaşarak Mihver devletler bloğunda savaşa girmiştir.

Avrupa'da Savaşın Başlaması

II. Dünya Savaşı'nın gelişim süreci
II. Dünya Savaşı'nın gelişim süreci

Danzig Sorununun diplomatik yollarla çözümünün uzaması üzerine Alman orduları 1 Eylül 1939 sabahı Polonya sınırlarını geçtiler. Yıldırım savaşı tekniklerinin ilk kez hayata geçirilişi olan Polonya Seferi, bu ülkenin toprak bütünlüğünü uluslararası platformda garanti etmiş olan İngiltere ve Fransa'yı harekete geçirmiştir. 3 Eylül'de İngiltere, bir gün sonra da Fransa Almanya'ya savaş ilan ediyor ve seferberlik hazırlıklarını başlatıyorlar. Lakin Alman panzer birlikleri, harekatın ilk haftasının sonunda Polonya cephelerini yarmış ve geniş kuşatmalara girişmiştir, Müttefiklerin askeri bir müdahalesi için artık olanak görünmemektedir.

17 Eylül 1939 günü, Sovyet Kızıl Ordusuna bağlı birlikler Polonya'nın doğu sınırlarından saldırırlar. İki ateş arasında kalan Polonya, 27 Eylül 1939'da teslim olur, direnen birlikler de 5 Ekim 1939 günü teslim olurlar.

1940 yılının haziran ayında Stalin, Baltık Ülkelerine gönderdiği notada, Sovyetler Birliği’ne yakın hükümetlerin işbaşına getirilmesini ister. Hemen ardından da Kızıl Ordu Litvanya, Letonya ve Estonya topraklarına girer. 14 Temmuzda bu ülkelerde yaptırılan genel seçimlerle işbaşına gelen hükümetler Sovyetler Birliği’ne katılma kararı alacaklardır. Böylece I. Dünya Savaşı sonunda yeni Sovyet hükümetinin elinden çıkan bu topraklar tekrar kazanılmıştır ve bu topraklar Sovyetler Birliği'nin Baltık Denizine açılmasında, Leningrad limanının güvenliği anlamına gelmektedir.

Baltık Denizi konusunda Stalin'in öngördüğü diğer bir önlem ise onu, Finlandiya hükümetiyle görüşmelere yönlendirecektir. Görüşmelere 9 Ekim 1939'da başlanıyor. Görüşmelerden bir sonuç alınamayacağı kanısına varan Stalin, 28 Kasım 1939 da, 1932 yılında imzalanmış olan saldırmazlık anlaşmasının tek taraflı olarak kaldırıldığı Fin hükümetine bildirilir ve 30 Kasım 1939 da Sovyet orduları Finlandiya’ya saldırır. Sovyetler Birliği'nin Finlandiya Seferi 6 mart 1940 da Fin hükümetinin, Ruslar’la barış görüşmeleri için masaya oturmak zorunda kalmasıyla son bulacaktır.

9 Nisan 1940 sabahı Almanlar, Norveç’e ve yönelik deniz yolunun güveni için de Danimarka'ya saldırdı. Norveç'in istilası'ndaki stratejik amaçları İsveç'ten ithal ettikleri demir cevheri yolunun güven altına alınması ve Norveç fiyortlarında denizaltıları için üsler oluşturabilmekti. Danimarka kısa sürede teslim olurken Norveç direnme gösterdi. 10 Haziran 1940'da Norveç de teslim oldu. Belçika ise 27 Mayıs'ta teslim oldu.

10 mayıs 1940 günü Alman birlikleri, Belçika ve Hollanda'ya yönelen saldırılarıyla Fransa Seferi ni başlatıyorlar. Asıl taarruz ise daha güneyde, Arden Ormanları üzerinden Sedan yönünde Fransa topraklarına yöneliyor. Belçika üzerinden yapılan harekat, kısa sürede Belçika, Hollanda, Lüksemburg’un işgaliyle sonuçlandı. 14 Mayıs 1940 günü Hollanda teslim oldu. Bu üç ülkenin tümüyle istilasını önlemek için İngiliz Yurtdışı Sefer Kuvveti ve Fransız orduları kuzeye ilerleyince, taarruz çıkış hattı Arden Ormanları olan ve Manş Kanalı yönünde ilerleyen Alman zırhlı birlikleri tarafından kuşatılmış oldular. Bu bölgedeki Müttefik kuvvetler, Dunkerque limanından deniz yoluyla tahliye edilmek zorunda kalınmıştır.

14 Haziran 1940'da Alman birliklerinin Paris’e girmesiyle Fransızlar barış istemek zorunda kaldılar. 22 Haziran 1940 da ateşkes anlaşmasını imzaladılar. Alman güçleri kuzey Fransa’yı ve Fransa'nın Atlas Okyanusu kıyılarını işgal etti, Fransa topraklarının üçte ikisi, Alman kontrolüne girmiştir.

Fransa'nın savaş dışı kalmasının ardından Hitler, İngiltere'yi de barış masasına oturmaya zorlamak, gerekirse istila etmek için Britanya savaşını başlatmıştır. Britanya Savaşı, Almanya tarafından, Britanya'nın istilası için hazırlanmış olan Denizaslanı Operasyonu'nun hazırlık evresi olarak düşünülmüş olup, RAF'ın (İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri) imhasını amaçlamaktadır ve esas olarak Luftwaffe (Alman Hava Kuvvetleri) tarafından yürütülmüştür. Başlarda İngiliz hava ve deniz üslerini hedef almış olmasına karşın ilerleyen evrelerde Londra'nın bombalanmasıyla sürdürülmüştür. RAF'ın sert direnci karşısında Luftwaffe'nin uğradığı ağır kayıplar sonuncunda harekat başarısız olarak sona erdirilmiştir.

Kuzey Afrika Cephesi

Afrika'da Alman Tankları 1942
Afrika'da Alman Tankları 1942

İtalya'nın 10 Haziran 1940'da Almanya safında savaşa girmesiyle savaş Kuzey Afrika'ya da sıçramış oldu. Zaten Libya, Eritre ve Somali İtalyan kontrolündeydi.

İtalya'nın Kuzey Afrika'da operasyon alanı olarak belirlediği bölge, Nil Nehri ve Tunus arasında kalan Batı Çölüydü. 1939 yılı ortalarında itibaren Mısır'daki İngiliz Orta Doğu Kuvvetleri, Libya'daki İtalyan kuvvetlerini yoklama taarruzlarıyla taciz etmekteydi. General Creagh komutasındaki 7. Zırhlı Tümenin askerleri bu çatışmalarla “çöl fareleri” olarak anılacaktır.

Libya’daki İtalyan kuvvetleri mareşal Graziani komutasında 7 tümenlik ve 300 tanklık bir kuvvetle 13 Eylül 1940’da İngilizlere saldırmışlar, Mısır topraklarında az biraz ilerledikten sonra, ciddi bir direnişle karşılaşmamalarına karşın Sidi Barrani'de duraklayıp savunma sistemleri oluşturmaya koyuldular. Aralık ayında henüz Nil Irmağına ulaşamadan Wavell’in komutasındaki birlikler tarafından durduruldular. Çarpışmalar sonunda İtalyanlar Bingazi’nin ötesine püskürtüldü.

7 Aralık 1940 gecesi, General O'Connor komutasındaki bir İngiliz birliği İtalyan mevzilerine saldırdılar. Sidi Barrani'nin İngiliz kuvvetlerinin eline geçmesiyle İtalyan birlikleri dağılmışlardır.

3 Ocak 1941'de yeniden taarruza geçen O'Connor, 22 Ocak da Tobruk limanına ulaştı ve ileri harekatını sürdürdü. 7 Şubat 1941 de Bingazi'ye ulaşmıştır. İtalyan birliklerinin Kuzey Afrika'da pozisyonlarını korumaları iyiden iyiye güçleşmişken, İngiliz hükümetinin dikkatinin Balkanlar'a yönelmesi nedeniyle Kuzey Afrika'daki harekat durmuştur.

12 Şubat 1941'de General Erwin Rommel Kuzey Afrika'da yeni oluşturulan Alman Kuzey Afrika Kolordusu'nun komutanı olarak Trablusgarp'a ulaşmıştır. Rommel, 31 Mart 1941 günü El Ageyla'daki İngiliz birliklerine sürpriz bir baskın düzenleyerek kenti ele geçirir. 2 Nisan 1941 de, Almanya'nın Balkan Cephesini açmasından iki gün sonra Bingazi yönünde ilerlemesine devam eden Rommel, İngiliz 2. Zırhlı Tümenini kuşatma altına alıp teslim olmak zorunda bırakmıştır.

Rommel'in birlikleri Batı Çölü'nde 600 km. kadar ilerlemişler, fakat Tobruk limanı İngilizlerin elinde kalmıştır. Nisan 1941 ayı içinde Rommel iki kez Tobruk'a yüklenirse de sonuç alamaz.

15 Mayıs 1941 sabahı İngiliz birlikleri Alman hatlarına "Brevity Harekatı" kodadıyla bilinen bir taarruzda bulunurlar. Halfaya Geçidini ele geçirmelerine karşın Almanların karşı taarruzları sonucu Brevity Harekatı başarısız olmuştur.

14 Haziran 1941 gecesi İngiliz birlikleri ikinci bir taarruza giriştiler. "Savaş Baltası Operasyonu" kodadlı bu harekatda İngiliz birlikleri, Halfaya Geçidine ve Rommel'in merkezdeki garnizonuna saldırırlar. Halfaya Geçidi, her iki tarafın askerleri arasında "Cehennem Geçidi" olarak adlandırılacaktır bundan böyle. Her iki taarruz da İngilizler açısından başarısız olur. Harekatın üçüncü günü başlarken Rommel, tüm birliklerini, İngilizlerin geri çekilme hattını tutmak amacıyla Halfaya geçidinin yanından ileri sürecektir. Bu tırpan hareketi durdurulamayınca İngilizler geri çekilmek zorunda kalırlar.

Tobruk'taki köprübaşına ulaşma yönünde İngilizlerin üçüncü girişimi, "Crusader Harekatı" olarak kayıtlara geçmiştir. 18 Kasım 1941 de başlatılan harekat bu kez başarılı olur. 4 Aralık 1941'de Rommel, Tobruk önlerinden de çekilmek zorunda kalmıştır. Rommel, daha önce savunma hatları oluşturduğu Gazala Hattına çekilmiştir ama, 13 Aralık 1941'deki İngiliz saldırısı karşısında geri çekilmek zorunda kalır, İngilizlerin 200 tankına karşılık elinde kullanılır durumda 30 tankı vardır.

27 Aralık 1941 tarihinde Rommel, birkaç gün önce ulaşan 30 tanklık takviye kuvvetini kullanarak İngiliz hatlarını yeniden Gazala Hattı'na kadar ileri itmiştir.

21 Ocak 1942'de Rommel yeniden taarruza geçmiştir. İngiliz birliklerini Bingazi'ye kadar geri atacaktır bu harekat.

Almanya'nın SSCB’ye saldırması

Barbarossa Operasyonu, 22 Haziran 1941
Barbarossa Operasyonu, 22 Haziran 1941

Norveç, Fransa ve Balkanlar'ın istilasıyla, Batı'dan gelebilecek bir dizi askeri tehdidin önlemini almış olan Hitler, dikkatini bu kez Doğu'ya, Sovyetler Birliği'ne çevirmiştir. 22 Haziran 1941 günü kısa bir hazırlık ateşinin ardından Alman panzer birlikeri Sovyet sınırını geçiyorlar.

Böylece II. Dünya Savaşının Doğu Cephesi savaşlarının açılış hamleleri sayılabilecek Barbarossa Harekatı başlamış oluyor.

1941 yılı Doğu Cephesi savaşları, 22 Haziran 1941 tarihinde başladı ve harekatın ilk aylarında Wehrmacht’ın hızlı ilerleyişine ve Kızıl Ordu’nun ciddi ölçüde kayıplarına sahne oldu. Sonbahar aylarındaki yağışlar, Rus direnişinin giderek kendini toparlaması ve sertleşmesi, ardından da kış şartlarının oluşturduğu zorluklarla Alman ordularının ilerleyişi durma noktasına geldi. 5 Aralık 1941 akşamı, Moskova'ya yönelik Alman saldırıları sonlanıyor.

1942’de Hitler, Karadeniz'le Hazar Denizi arasında bulunan Kafkasya petrol yataklarını ve bu bölgenin hemen kuzeyindeki Don ve Donets nehirleri arasındaki sahayı ele geçirmeyi hedefledi. Bu planın ilk adımı Mavi Operasyon kod adıyla bilinecektir. Mavi Operasyon, Alman ordularına Stalingrad ve Kafkasya yolunu açmak içindir. Mavi Operasyonun bu hedeflere ulaşmasından sonra Alman orduları iki grup olarak operasyonları sürdürdüler. Stalingrad kentinin ele geçirilmesi yönündeki operasyonlar, Stalingrad Savaşı ile II. Dünya savaşı’nın dönüm noktalarından biri oldu. Stalingrad’ı kuşatan Alman birlikleri Rusları Uranüs Operasyonu kod adını verdikleri karşı taarruzla çembere alındı. Çemberi kırmak amacıyla Alman Don Ordu Grubunun giriştiği Kış Fırtınası Operasyonu ise Kızıl Ordu’nun karşı operasyonu (Küçük Satürn Operasyonu) ile başarısızlığa uğramıştır.

Küçük Satürn Operasyonu’nun başarısının hemen ardından Kızıl Ordu, Satürn Operasyonu ile, Kafkasya’da zaten güçlükle ilerlemekte olan Alman ordularının geri bağlantısını kesmek amacıyla taarruzlara başlamıştır. Bu taarruzların durdurulamayacağı ortaya çıkınca Alman birlikleri 1943 yılının Ocak ayı başlarında Kafkasya’dan çekilmek zorunda kalmışlardır.

1943 yılı ocak ayı ortalarına doğru daha kuzeyde Kızıl Ordu’nun giriştiği karşı taarruzlar sonucu, Don ve Donets bölgesi tekrar Rusların kontrolüne geçmiştir

Pasifik Cephesi

Başlangıçta, ABD savaşa doğrudan katılmasa da, İngiltere’ye büyük ölçüde ekonomik ve askeri malzeme yönünden destek sağlıyordu.

7 Aralık 1941’de, bir pazar sabahı, Japon uçak gemilerinden havalanan yüzlerce avcı ve bombardıman uçağı, Hawaii Adalarındaki Pearl Harbor deniz üssüne geniş çaplı bir hava saldırısı düzenledi. Japonlar bombaladıkları 8 Dretnoddan 6’sını batırdı ya da kullanılamaz hale getirdi. Uçak gemileri görev dolayısıyla seferde oldukları için bu saldırıdan etkilenmemiştir. Japonların bu hava taarruzu, her ne kadar başarılı görünse de esasen Japonya açısından büyük bir şanssızlık olarak kabul edilmektedir.

Pasifik Savaşları'nın ilerleyen aşamalarında, deniz savaşlarında hava gücünün belirleyici bir rol oynadığının kanıtlanması da göstermektedir ki, hava unsurlarını taşıyan Amerikan uçak gemilerinin zarar görmemiş olması, savaşın kaderi üzerinde yaşamsal bir rol oynamaktadır.

Yine de bu olay üzerine ABD Kongresi 8 Aralık 1941’de Japonya’ya savaş ilan etti. Kaçınılmaz olarak Japonya'nın müttefiki olan Almanya ve İtalya‘ya savaş ilan etti.

Pearl Harbor baskınıyla aynı gün, Formoza’dan kalkan Japon uçakları Filipin Adalarına yönelik bir hazırlık saldırısı başlattı. Bu adalara hemen ardından Japon birliklerince çıkartma yapılarak işgal edildi.

İzleyen aylarda Japon kuvvetlerinin ileri harekatı devam etti. Guam, Wake Adaları, Hong Kong, Malaya işgal etti. Malaya adasındaki Singapur 1942 Şubat'ında Japonların eline geçti. Japon istilası, Brunei, Saravak, Borneo, Timor, Cava, Sumatra, Selebes, Yeni Britanya, Solomon Adaları, Yeni Gine’nin doğusu, Gilbert Adaları, Andaman Adası, ve Aleut Adaları'na kadar yayıldı.

Bu başarılar Japonya'ya, Güneydoğu Asya denizlerinde kesin bir üstünlük sağlamıştır.

Batıdaki Deniz Savaşları

Akdeniz’de müttefikler, özellikle İngilizler açısından deniz hakimiyeti yaşamsal bir önem taşımaktadır. İngiliz İmparatorluğu'nun Uzak Doğu bağlantısı Akdeniz üzerinden sağlanmaktaydı. Ayrıca Kuzey Afrika'daki askeri varlığının takviyesi ve ikmali açısından da bu deniz yolunun önemi büyüktü. Ard arda uygulanan başarılı deniz operasyonları (Mers-el-Kebir Savaşı, Taranto Savaşı, Matapan Yarımadası Savaşı gibi) bu deniz yolunda İngiliz hakimiyetini sağlamış olmakla birlikte bir süre için Uzak Doğu bağlantısı Afrika kıtasının güney ucu dolaşılmak zorunda kalınarak sağlanmıştır.

Atlas Okyanusu'ndaki deniz savaşları ise, Bismarck olayı dışında, Alman denizaltılarıyla müttefik deniz ve hava güçleri arasında sürmüştür. Savaşın genel çizgisi, deniz ticaret hatlarına saldıran Alman denizaltılarıyla onları önlemeye çalışan müttefik su üstü gemileri ve uçakları arasında geçmiştir.

Kuzey Afrika Çıkarması

8 Kasım 1942'de İngiliz ve ABD güçlerinden oluşan bir görev kuvveti Fas ve Cezayir kıyılarına bir çıkarma yaptı. 6 Ağustos 1942 günü başlayan İngiliz taarruzu karşısında (II. El Alamain Savaşı), geri çekilmek zorunda kalan Rommel, bu çıkartma harekatı sonucu iki ateş arasında kalmış oluyordu.

General Montgomery komutasındaki İngiliz 8. Ordusunun ileri harekatı, Rommel'in döşemiş olduğu onbinlerce mayın dolayısıyla ağır aksak ilerleyebiliyor.

Böylece İngiliz 8. Ordusu, 13 Aralık 1942'de Tobruk’a ulaşabiliyor. 1943 yılının ocak ayı sonunda ise Libya tümüyle Rommel’in kontrolünden çıkmıştır. Artık Kuzey Afrika’da durum tümüyle ABD ve Ingilizlerin kontrolü altındadır.

ğ#redirect[[]][[Kategori:]]{{}}İtalya Cephesi==

Müttefikler, Kuzey Afrika’daki Alman askeri varlığını ortadan kaldırdıktan sonra İtalya'ya yöneldiler. İtalya'ya bir çıkarma yapılmasından önce Sicilya adasındaki Alman askeri gücünün de kırılması gerekmiştir.

Sicilya çıkartması 10 Temmuz 1943 günü, "Husky Harekatı" kodadıyla başlatılıyor ve adanın güney doğu sahillerine yapılıyor.

3 Eylül 1943'de Müttefikler İtalya yarımadasına çıkartma yaptılar. İtalya topraklarına Müttefik çıkarması iki noktadan yapılmıştır. General Montgomery’nin 8. Ordusu, Sicilya’dan hareketle dar Messina boğazını geçerek İtalyan çizmesinin parmak ucuna çıkmıştır.

İkinci çıkartma operasyonu olan Salerno çıkartması ise, Salerno'nun güneyindeki iki plaja, bir İngiliz, bir Amerikan kolordusu tarafından yapılmıştır. Çıkartmanın üçüncü gününde Müttefik haraketı durdurulmuş, ancak ilerleyen günlerdeki takviyeler ve ağır bombardımanlar sonucu sağlam bir köprübaşı oluşturulabilmiştir.

Aynı gün İtalya, Müttefiklerle mütareke imzaladı, fakat bu mütareke Salerno çıkarmasına kadar gizli tutuldu.

Çıkartma birlikleri esas hedefleri olan Napoli'ye harekatın üçüncü haftasında ulaşıyorlar.

22 Ocak 1944'te Müttefikler Roma’nın 40 km. güneyinde, Anzio’ya bir çıkartma daha yapıyorlar.

Çok çetin çatışmalarla geçen İtalya savaşları, 29 Nisan 1944'te İtalya topraklarındaki Alman birliklerinin müttefiklere teslim olmasıyla sona ermiştir.

Stratejik Bombardıman

II. Dünya Savaşı’nın özelliklerinden biri, gerek cephede olsun, gerekse cephe gerisinde, hava unsurlarının yoğun olarak kullanılmasıdır. Cephe gerisine yönelen hava taarruzları, lojistik hedeflere yönelmiştir, silah sanayi tesisleri, destek sanayi tesisleri, enerji santralleri, petrol depolama ve rafineri tesisler, iletişim ve ulaşım hatları.

Britanya Savaşı'nın son bulması ve Doğu Seferi'nin başlamasıyla Alman hava kuvvetlerinin önemli bir bölümü Rusya'da bulunmaktadır. Dolayısıyla Alman hava kuvvetlerinin Batı'daki faaliyetleri, önleme faaliyetleri olarak kalmıştır.

Böyle olunca Stratejik Bombardıman, esas olarak Müttefik bombardıman filolarının Alman tesislerine yönelik bombardımanlarıdır. Ne var ki, zaman zaman sivil hedefler de bu bombardımana hedef olmuştur. Köln, Essen, Bremen, Hamburg gibi Alman kentlerine yoğun hava saldırıları düzenlendi.

Normandiya Çıkartması

Amerikan askerleri Normandiya Çıkartmasında, 6 Haziran 1944
Amerikan askerleri Normandiya Çıkartmasında, 6 Haziran 1944

Normandiya kıyılarında beş bölgede çıkartma yapılmıştır. Bu bölgelere Utah, Omaha, Gold, June ve Sword kodadları verilmişti. 6 haziran 1944 sabahı 5:55 de başlayan deniz ve hava bombardımanıyla çıkartma başlamış oldu.

Müttefik kayıplarının en yüksek olduğu çıkartma bölgesi Omaha kumsalıdır. Diğer çıkartma bölgelerinde de, sert bir direnişle karşılaşılmasına rağmen ilerleme sağlanmış, yeterli derinliği olan köprübaşları oluşturulmuştu.

26 Haziran 1944'te yoğun çatışmalardan sonra Amerikalıların eline geçen Cherbourg, ibrenin artık müttefiklerden yana döndüğünün açık göstergesidir. Kuvvet üstünlüğü artık yerine oturmuş, işlemeye başlamaktadır. Amerikan savaş sanayii Avrupa topraklarına oluk oluk akmaktadır. Cherbourg gibi derin bir liman, büyük teknelerin bile yanaşıp yüklerini boşaltmaları için uygundur. Müttefikler için böyle bir liman, tüm kan dolaşımının ana atardamarıdır.

General Bradley’in Normandiya’daki ordular grubuna bağlı 3. Ordu’nun komutasına 1 Ağustos 1944’de general Patton atanır. Patton, müttefik ilerlemesi yönünden yeni bir soluk getirecektir.

Hitler'in giriştiği birkaç karşı taarruz ise ağır kayıplarla sonuçlanmış, başarısız girişimler olarak kalmıştır.

Müttefikler'in planları nisan ayından önce Ren’i geçmeyi öngörmemektedir ama, 7 Mart'ta Remagen Köprüsü sağlam olarak ele geçirilince iş değişir. Tam hızla bu köprüden Ren’i geçerler. Bu, savaşın gidişatını değiştirecek bir olanaktır, Müttefik tank ve topları, motorize birlikleri, Bonn’un dolayısıyla Ruhr sanayi bölgesinin hemen güneyinden bu su kanalını geçmeye başlamıştır.

Patton, 29 Mart 1945 de Frankfurt’u alır, 12 nisanda Amerikan 9. Ordusu Magdeburg yakınlarında Elbe nehrini geçer. Artık Berlin’e 80 km. kalmıştır...

Daha fazla bilgi için Normandiya Çıkartması sayfasına bakınız.

Avrupa'da Savaşın Sonu


1945 yılı başlarından itibaren Alman orduları gerek Batı'da Amerikan ve İngiliz orduları karşısında, gerek Doğu'da Kızıl Ordu karşısında gerilemeye devam etmektedir. Ocak ayında Amerikan birlikleri Arden bölgesini ele geçirirken Kızıl Ordu da Vistül nehrine dayanır.

Mart ayında Müttefik kuvvetler Ren nehrini geçerek Alman topraklarında ilerlerken Kızıl Ordu da ilerlemesini sürdürür. Nisan ayı ise Nazi yönetiminin sonu olmuştur. 23 Nisan 1945 de Ruslar Berlin'e girmiş, 30 Nisan 1945 de ise Hitler intihar etmiştir. Almanlar, yarım milyona yakın bir kuvvetle Berlin'i 2 Mayıs 1945 e kadar savunsalar da, yoğun Rus taarruzları karşısında 150 bin kayıpla kenti kaybederler.

7 Mayıs 1945 günü General Jodl, Almanya'nın teslim belgesini imzaladı.

Japonya'nın teslim olması

Japonya'nın Tokyo Limanındaki USS Missouri gemisinde teslim oluyor.
Japonya'nın Tokyo Limanındaki USS Missouri gemisinde teslim oluyor.

Japonya, kendi adasına kadar geri çekilmek zorunda kalmasına, yoğun stratejik bombardımana karşın direnmesini sürdürmektedir. ABD başkanı Truman, Pasifik'teki savaşı bir an önce bitirebilmek için atom bombası kullanmaya karar verildiğini açıklar. 6 Ağustos 1945 de Hiroşima, 9 Ağustos 1945'te ise Nagasaki kentleri atom bombasıyla vurulur.

14 Ağustos 1945'te Japonya, kayıtsız şartsız teslim olmayı kabul etmiştir. Japonya'nın teslim belgesi ise 2 Eylül 1945'te imzalanmıştır.










Savaş ve Türkiye

Ülke Askeri Sivil Toplam
S.S.C.B 15.000.000| align="right" | 7.700.000 21.300.000
Çin 1 324 000 10 000 000 11 324 000
Almanya 3 250 000 3 810 000 7 060 000
Polonya 850 000 6 000 000 6 850 000
Japonya 1 300 000 700 000 2 000 000
Yugoslavya 300 000 1 400 000 1 706 000
Romanya 520 000 465 000 985 000
Fransa 340&

Kalıcı Bağlantı

1.Dünya Savaşı

7/8/2007
Kategori: Tarih

 

Birinci Dünya Savaşı

Saat yönünde: Batı cephesinde siperler; Siperleri geçen İngiliz Mark IV tankı; Çanakkale Deniz Savaşlarında İngiliz Kraliyet Donanma gemisi HMS Iresistible mayına çarpmış batarken; gaz maskeleriyle bir Vickers makineli tüfek ekibi ve bir Sopwith Camel model uçak
Tarih: 1914-1918
Yer: Dünya
Sonuç: İtilaf güçlerinin başarısı
Savaş nedeni: Arşidük Franz Ferdinand'ın bir Sırplı tarafından Saraybosna'da öldürülmesi
Taraflar
İtilaf Devletleri:
Birleşik Krallık Britanya İmparatorluğu
Fransa Fransa
İtalya
Çarlık Rusyası
Sırp Krallığı
İttifak Devletleri:
Avusturya-Macaristan
Bulgaristan
Alman İmparatorluğu
Osmanlı Devleti
Kumandanlar
II. Nikolay
Aleksei Brusilov
Georges Clemenceau
Joseph Joffre
Ferdinand Foch
Robert Nivelle
Herbert Henry Asquith
Douglas Haig
John Jellicoe
Victor Emmanuel III
Luigi Cadorna
Armando Diaz
Woodrow Wilson
John Pershing
Franz Josef I
Conrad von Hötzendorf
Wilhelm II
Erich von Falkenhayn
Paul von Hindenburg
Reinhard Scheer
Erich Ludendorff
V. Mehmet
Enver Paşa
Mustafa Kemal Atatürk
Ferdinand I
Kayıplar
Askerî: 5 Milyon

Sivil: 3 Milyon
Toplam: 8 Milyon

Askerî: 4 Milyon

Sivil: 3 Milyon
Toplam: 7 Milyon

I. Dünya Savaşı Cepheleri
Avrupa
Balkanlar – Batı Cephesi – Doğu Cephesi – İtalya Cephesi

Orta Doğu Cephesi
Osmanlı Cephesi (Kafkasya – Mezopotamya – Sina ve Filistin – Çanakkale – Aden – İran)

Afrika
South-West Africa – West Africa – East Africa

Asya ve Pasifik
German Samoa and New Guinea – Tsingtao

Diğer
Atlantik – Mediterranean – Naval – Aerial

I. Dünya Savaşı veya Birinci Cihan Harbi, 28 Temmuz 1914 tarihinde Avrupa'da başlamış, ancak dünyanın dört bir yanındaki ülkelerin katılması ve diğer kıtalardaki sömürgelere de yayılması nedeniyle "Dünya Savaşı" olarak adlandırılmıştır. 1914'te başlayan savaş 1918 yılında sona ermiştir. 30 Ekim 1918'de Osmanlı Devleti Mondros Mütarekesi'ni imzalayarak savaştan çekildi.

I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin askerî haraketleri Osmanlı Cephesi (Birinci Dünya Savaşı) maddesinde açıklanmaktadır.

<****** type=text/**********> //

Olgu [değiştir]

Birinci Dünya Savaşı, 19. yüzyıl ile 20. yüzyılın başlarında meydana gelen olay ve gelişmelerin bir sonucudur. Bu bakımdan sebeplerini bu dönemde aramak gerekir. Birinci Dünya Savaşı, Avrupa'da dört merkezi devlete karşı, Avrupa ve diğer kıtalarda bulunan yirmi beş devletin giriştiği, o tarihe kadar görülmemiş ilk dünya savaşıdır. I. Dünya Savaşı Avrupa'da ittifak veya merkezi devletler diye adlandırılan Almanya, Avusturya-Macaristan, Osmanlı Devleti ile itilaf devletleri diye adlandırılan İngiltere, Fransa, Rusya ve ABD önderliğindeki diğer başka devletler arasında gerçekleşmiştir.

I. Dünya savaşının genel ve özel olmak üzere iki nedeni vardır.

Genel nedenler [değiştir]

Fransız İhtilalinin getirdiği yeni anlayış ve görüşler siyasi ve sosyal hayatta büyük değişiklikler yapmıştır. Milliyetçilik düşüncesi özellikle 20. yüzyılın başlarında etkisini göstermeye başlamıştır. 1815 yılında Viyana Kongresi ile Avrupa'ya yeni bir statü getirilmiş ve buna göre de güçler dengesi kurulmuştur. Özellikle 1870 Sedan Savaşı ile Alman ve İtalyan birliklerinin kurulması ve bu devletlerin girişimlerde bulunmaları Viyana Kongresi statüsünü ve güçler dengesini büyük ölçüde değiştirmiştir.

19. yüzyıl içinde önem kazanmış diğer bir gelişme de sanayileşmedir. Sanayileşme sonucu sömürgecilik ortaya çıkmış ve büyük devletlerin çıkar çatışmaları Afrika, ve Uzak Doğu'ya kadar yayılmıştır. Ham madde ve pazar arayışı hızlanmış, bütün devletler sömürge yarışına girmiştir. Bazı devletlerin siyasi birliklerini geç kurmaları blokların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bloklar hızla silahlanarak yeni bir savaşın ortamını hazırlamıştır.

Nedenler kısaca şöyle açıklanabilir:

  1. Avusturya-Macaristan imparatorluğunun velahdı Ferdinand'ın bir Sırplı tarafından öldürülmesi
  2. Milliyetçilik düşüncesi
  3. Sömürgecilik (ham madde ve pazar arayıcılığı)
  4. Avrupa devletleri arasındaki ekonomik ve siyasi rekabet(özellikle de Almanya ve İngiltere arasında)
  5. Aşırı silahlanma hareketi
  6. Doğu Sorunu

1.Dünya savasının başlamasındaki en önemli etkendir

Özel nedenler [değiştir]

Devletlerin izledikleri politikalar ve çeşitli çıkarlar özellikle bu devletleri karşı karşıya getirmiştir. Rekabet ittifak ve itilaf devletleri arasında meydana gelmiştir. Savaş öncesi devletlerin durumuna bakıldığında;

  • Almanya: Siyasal birliklerini kurduktan sonra (1871) ekonomisinde büyük bir canlanma meydana gelmiştir. Birliğini geç kurduğundan dolayı sömürgeciliğe geç başlamıştır. Yeni sömürgeler elde etme ve denizlere hakim olma konularında İngiltere ile rekabete girişmiştir.
  • İngiltere: Almanya'nın siyasal ve ekonomik açıdan güçlenmesinden rahatsız olmuştur. Kendisine rakip olabilecek güçlerden kurtulmak ve Alman birliği ile bozulan Avrupa'daki güç dengesini tekrar kurmak istemektedir. Almanya'nın denizlerde güçlenmesinden de fazlaca rahatsız olmuştur.
  • Fransa: 1870 Sedan Savaşı ile Almanya'ya kaptırdığı kömür yataklarıyla ünlü Alsance-Loren bölgesini geri almak istemektedir. Bundan dolayı Almanya'ya karşı bir düşmanlık içindedir.
  • Rusya: Panslavizm ilkesi ile Balkanlara yayılmak istemektedir. Ayrıca Rusya, boğazları ele geçirerek Akdeniz'e inmek amacındaydı.
  • İtalya: Sömürgecilikte geri kalmıştır. Amacı yeni sömürgeler ele geçirmenin yanında, eski Roma İmparatorluğu gibi Akdeniz'e hakim olmaktır.
  • Avusturya-Macaristan: En büyük tehlikesi Rusya ve onun destekçisi olduğu Sırbistan'dır. Panslavizme ve Balkanlar'daki Rus etkisine karşı mücadele etmiştir.
  • Osmanlı Devleti: Osmanlı Devleti'nin yönetiminde ileri gelen isimlerden olan Enver Paşa ve arkadaşları oldukça Alman hayranıydılar.Almanların herşeyine çok güvenirdiler.İşte bu yüzden onların yanında savaşa girmek için gizli bir antlaşma yapıldı.Böylece Osmanlı savaşa dahil oldu.Osmanlı'nın savaşa girmesindeki bir diğer amaç ise son yüzyılda kaybedilen toprakları geri kazanmaktı.Savaş,bozulan Osmanlı ekonomisinin düzelmesi için tek çare olarak görülüyordu.
Daha çok bilgi için: Osmanlı-Alman İttifakı
  • Bulgaristan: Çanakkale Savaşı'nın İttifak devletleri lehine sonuçlanmasının ardından Doğu Avrupa'da daha etkin olmak amacıyla Almanya'nın yanında savaşa girmiştir.Bulgaristan'ın savaşa girmesiyle bütün İttifak devletlerinin birbirleriyle kara sınırı oluşmuş,ortak cephelere iletilecek silah ve mühimmatın nakliyesi daha ekonomik bir hale dönüşmüştür.
  • Japonya: Asıl amacı Asya ve Büyük Okyanusta daha fazla toprak ele geçirerek hızla genişleyen sanayisi için hammadde sağlamaktır.Kendi anakarasına en yakın ve en verimli topraklar Alman sömürgesi durumunda olduğu için savaşın İtilaf devletlerine döndüğü anda Almanya'ya savaş ilan etmiştir.
  • ABD: Savaş öncesinde, Avrupa'daki savaşa katılma eğilimi içinde olmamıştır. Ancak 1917 yılında yaşanan bazı gelişmeler ABD'nin de savaşa katılma kararında etkili olmuştur. 1917 yılından itibaren İngiliz ve Fransız deniz ablukasına karşı Almanya'nın giriştiği denizaltı savaşı, Kuzey Atlantik'de Amerikan ticari ve yolcu gemilerini de hedef almaya başlamış, Amerika'nın Avrupa ticaretine katlanılmayacak ölçüde zarar vermeye başlamıştır. Öte yandan Almanya'nın Meksika hükümetini ABD'ye savaş açmaya teşvik etmesi de ABD'nin Avrupa'daki savaşa katılmasında etken olmuştur.Dünya siyasetinde etkin güç olmak isteyen ABD,Almanya'nın kışkırtıcı politikalarının ardından İtilaf devletleri bloğunda savaşa girmiştir.
  • Sırbistan: Rusya'nın panislavist politikaları sonucunda Rus güdümü altında kalan Sırbistan,Büyük Sırbistan ülküsüyle haraket etmiştir.Sırbistan,Avusturya-Macaristan ve Almanya'nın savaş ilanından sonra Rusya'dan yardım istemiş.Sırbistan'ın yardım istediği geri çevirmeyen Çarlık Rusya'sı Almanya ve Avusturya-Macaristan'a savaş ilan ederk Birinci Dünya Savaşı'nın başlatmıştır.

Avusturya Büyük Sırbistan'ı kurmak isteyenlere gücünü göstermek üzere 1914 yılı Haziran ayında Bosna da bir manevra yapmaya karar vermiştir. Buna katılmak üzere veliaht Ferdinand da Saraybosna'ya gelmiştir. Ancak veliaht 28 haziran 1914 günü bir Sırplı tarafından öldürülür. Bu da I. Dünya savaşına yol açan olayın başlangıcı olur. Avusturya bu olaya Sırbistan'a savaş açarak karşılık verir. Bunun üzerine Almanya, Avusturya-Macaristan'ın, Rusya da Sırbistan'ın yanında yer alır. Böylece savaş kısa bir zaman içinde bütün Avrupa'yı etkilemiştir.

Osmanlı İmparatorluğu [değiştir]

Osmanlı İmparatorluğu savaş öncesinde başladığı denge politikasına savaşın başında da devam etmiştir.Ancak topraklarının savaş alanında olması,boğazların stratejik özellikleri gibi coğrafi nedenlerin yanında artan toprak kayıpları ve bozulan Osmanlı ekonomisi gibi özel nedenlerde eklenince Osmanlı devleti savaşta taraf olmaya karar vermiştir.İttihat ve Terakki Cemmiyeti savaşa Almanya yanında girmek istiyordu.Buna karşın Padişah Mehmet Reşad'da savaşa İngiltere yanında girilmesi taraftarıydı.İngiltere ve Fransa'nın doğu için paylaşım planı yapması ve bu plan çerçevesinde Osmanlı Devleti'ninde paylaşılması sonucunda Sultan Reşad geri adım atmış ve savaşa Almanya safında girilmesine karar verilmiştir.

Savaş öncesinde Osmanlı Devleti,İngiliz hükümetinden iki savaş gemisi almış ve parasını ödemiştir.Ancak paylaşım planlarının dışarı sızdırılması,savaşın alevlenmesi ve Osmanlı-Alman ilişkilerinin artması nedeniyle ingiltere bu iki savaş gemisine el koyduğunu açıklamıştır.Bu olaydan birkaç gün sonra iki Alman savaş gemisi İngiliz güçlerinden kaçarak Osmanlı kara sularına girmiştir.İngiltere en üst diplomatik düzeyde osmanlı Devletine bir nota iletmiş ve gemilerin mürettebatı ile teslimini istemiştir.Ancak Osmanlı İmparatorluğu gemilerin satın alındığını duyurmuş adlarını değiştirerek gemilerin Karadeniz'e geçmesine izin vermiştir.Goben (Yavuz) ve Breslav (Midilli) gemileri Amiral Sovchen komutasında 29-30 Ekim 1914 gecesi Rusya'nın Odessa ve Sivastopol Limanlarını topa tutması ile Osmanlı Devleti fiilen sava girmiştir.Bu olay üzerine Rusya Osmanlı Devleti'ne savaş açmıştır. Rusya'nın savaş ilanından birkaç saat sonra Enver Paşa,Osmanlı Devleti'nin Rusya'ya savaş ilan ederek Birinci Dünya Savaşına İttifak Bloğunda girdiğini duyurmuştur. Bu duyurudan sonra İngiltere ve Fransa Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etmiştir.

Daha çok bilgi için: Osmanlı-Alman İttifakı
Daha çok bilgi için: Yavuz ve Midilli Olayı

Cephe Stratejileri [değiştir]

Baltık Denizi [değiştir]

Baltık Denizine egemen olmak ve hem Ruslara silahla cephane yetiştirmek, hem de Almanya'nın mesafelerce düz kumluk halinde bulunan Pomeranya kıyılarına, Berlin'den 150-200 km uzaklıkta olan yerlere, büyük bir Rus ordusu çıkarmak. Lora Fiser'e göre ayrıca üç yere üç ordu çıkarılacak biri asıl çıkış ordusu, diğer ikisi gösteriş ve şaşırtma orduları olacaktır.

Planın esaslarına göre İngiliz donanması, Almanya Frizon (Frize) adalarından Batı'da bulunan Bordum adasını ele geçirip onu Çanakkale önündeki Limni, İmroz ve Bozcaada sisam gibi bir üs olarak kullanacak, o bölgede denize dökülen Alman ırmaklarının ağızlarını tıkayacak, Kiel kanalını tahrip edecek ve genel olarak Almanya'nın kuzey deniz kıyılarını torpille kuşatacaktır.

Güney harekat planı [değiştir]

Lloyd George Planı: Lloyd George planının esası ilkbaharda kuvveti 700 bin kişiye varacak olan yeni birliklerin Fransa'da Batı cephesine gönderilmeyip Balkanlar'da kullanılmasıdır. Lloyd George ayrıca Türklerin Süveyş kanalına saldırdıkları sırada, Suriye'ye 100 bin kişilik bir kuvvet çıkararak 80 bin kişilik Türk ordusunu mağlup etmeyi de düşünmüştür. Böylelikle Suriye ele geçirilmiş ve Kafkasya ile sıkışık durumda bulunan Ruslara yardım edilmiş olunur.

Amiral Fischer Batı cephesini Baltık yolu ile Kuzeyden çevirmeyi, Lloyd George ise aynı işi Balkanlar'dan veya Adriyatik kıyılarından yapmayı istemektedir.

Almanya Harekatı [değiştir]

JOFR Planı: Bu düşüncede olanlar her şeyi bir kenara bırakarak ilk olarak Almanya'yı ezmeyi istemektedirler. Buna klasik düşünce ve plan denilebilir. Bunu isteyenler, elde edilecek bütün kuvvetlerini, yani en çok İngiltere'de önce gönüllü sonra mecburi olarak silah altına alınan ve alınacak olan birkaç milyon askerin hepsini veya hemen hepsini Batı cephesine yığmak ve Alman ordusunu kemire kemire ezmek düşüncesindedirler. Bu düşünceler ileri sürenlerin başında Fransız orduları başkomutanı Jofr ile İngiltere İmparatorluk genel kurmay başkanı General (sonra mareşal) Robertson bulunmaktadır.

Boğazlar harekatı [değiştir]

  • Churchill-Hankey'in Boğazları Zorlama Planı: Baltık denizine girmek planı da kısmen deniz bakanının düşünceleri arasında olmakla birlikte Churchill, hemen bütün gücünü Çanakkale'nin zorlanması üzerinde toplayacaktır. O sırada İngiltere'de Osmanlı Devleti, düşmanların en zayıfı sayılıyordu. Osmanli Devleti, Almanya'dan damla damla ve adeta kaçak gibi Romanya ve Bulgaristan yolu ile silah ve cephane alabiliyordu, dolayısıyla Türk'ün kahramanlığını göz önünde tutmayanlar Boğazları zorlamayı nispeten kolay sayabilirlerdi.

Itilaf Devletleri Çanakkale'ye denizden saldırıya girişecekleri sırada Osmanlı Devleti'nin durumu onlar açısından böyle bir saldırı için elverişli görüntüdeydi. Osmanlıların Sarıkamış üzerine yaptıkları büyük saldırı bozgunla sonuçlanmıştı. Mısır'ı İngilizlerden kurtarmak amacıyla giriştikleri kanal harekatları umulanları getirmemişti. Bu arada balkan devletlerinden Bulgaristan, Romanya ve Yunanistan'la Dünya Savaşı'nın başlamasından beri bir antlaşmaya varılması için sürüp gelen siyasal görüşmelerden de olumlu bir sonuç alamamıştı.

Bulgarların çekingen davranışı Almanya ile Osmanlı arasında doğrudan bir bağlantının kurulmasını engellediğinden Osmanlı ordusunun yoksun bulunduğu Modern savaş gereçleri ile donatılması da gecikmekteydi.

Bu durum uzlaşma Devletleri'nin Osmanlılara karşı bir saldırıya geçmelerine elverişli gibi görünmekteydi. Ne var ki aralarında bu maksatla hazırlanmış bir harekat alanları yoktu. Savaş sonucunun batı cephesinde ve kısa bir zamanda alınacağına inanılmaktaydılar. Üstelik İngiltere'nin büyük bir kara ordusu kurmak için giriştiği hazırlıklar da tamamlanmış değildi. Çanakkale üzerine bir saldırı için ilgililer arasında kesin bir antlaşmaya henüz varılmamıştı.

Genel Cepheler [değiştir]

Batı Cephesi [değiştir]

Ana madde: Batı Cephesi (Birinci Dünya Savaşı)

I. Dünya Savaşı için Almanya'nın öngördüğü savaş planı Schlieffen Planı'ydı. Bu plana göre önce Fransa'ya saldırmıştır. Yine bu plana göre, Fransa'ya Majino Hattı üzerinden değil, bu hattın kanadını aşacak şekilde, Belçika üzerinden saldırmıştır. Schlieffen Planı, Belçika'dan geçerek Fransız topraklarına kuzeyden girmeyi ve Majino Hattında ve onun hemen gerisinde konuşlanmış Fransız kuvvetlerinin gerisine sarkmayı planlamaktadır.

Ancak Belçika kuvvetlerinin beklenmedik direnişi Alman ordularını geciktirmiş, bu gecikme de Fransız ve İngiliz ordularına gerekli manevraları yapma zamanı kazandırmıştır.

Fransa topraklarında cereyan eden daha sonraki savaşlarda her ne kadar Alman birlikleri Paris'e 70 km. kadar yaklaşabilmişlerse de sonunda giderek sertleşen direnç ve ağır kayıplarla Schlieffen Planı'ndan beklenen sonuca ulaşamamıştır.

ABD'nin savaşa katılmasıyla Batı Cephesi'nde güçler dengesi Almanya'nın aleyhine dönmüş ve ağır baskılar sonucu Alman topraklarına kadar geri çekilmesine yol açmıştır.

Güney Cepheleri [değiştir]

Doğu Cephesi [değiştir]

Romanya Cephesi [değiştir]

Romanya, 17 Ağustos 1916'da bir anlaşma imzalayarak İtilaf Devletlerinin yanında savaşa girdi. 28 Ağustos'da Avusturya'ya saldırdı. Bunun üzerine İttifak Devletleri de Romanya'ya savaş açtı. Almanya Başkomutanlık Karargahı'nda yapılan toplantıdan sonra, 23 Tümenlik bir kuvvetle İttifak Devletleri Romanya'ya taarruz etti. Bu kuvvet içinde, Türklerin 6. Kolurdu'ya mensup 15. , 25. ve 26. Tümenleri bulunuyordu. İttifak kuvvetleri, 1917 Ocak ayının ilk haftasına kadar bütün Romanya'yı ele geçirdi. Türk tümenleri bu harekatta büyük başarı gösterdi. 6. Kolordu'nun 26.Tümen'i 1917 yılı ortalarında Filistin'e kaydırıldı. Rus İhtilali'ne kadar Romanya'da kalan 6. Kolordu, 42.000 kişilik mevcudundan 19.100 şehit verdi. Meşhur galiçya cephesi buradadır. Bükreş Türk şehitliğinde 500 kadar şehit yatmaktadır.

Yemen - Hicaz (Arabistan) Cephesi [değiştir]

Halk arasında Yemen cephesi adıyla da anılır. I. Dünya Savaşı boyunca Osmanlı Devleti 4 Tümenlik bir kuvvetle Arabistan'daki kutsal İslam şehirlerini korumaya çalıştı. 7. Kolordu'nun birer tümeni Hicaz, Asir, San'a ve Hudeybe'de konuşlandırılmıştı. Uzaklık sebebiyle bu tümenlere yeni asker, malzeme ve silah desteği sağlanamıyordu. 1916 yılında İngilizlerin kışkırtmasıyla, Araplar kendilerini koruyan Osmanlı Kuvvetlerine karşı ayaklandı. Mekke Emiri Şerif Hüseyin, bağımsızlığını ilan etti. Yemen'de İmam Yahya Osmanlılara bağlı kalırken Asir'de Seyyid İdris de ayaklanmaya katıldı. 1917 Şubatında Hicaz Seferi Kuvvetler Komutanlığı'na atanmak üzere, Şam'a gelen Mustafa Kemal Paşa, Hicaz'ın boşuna savunulmayıp boşaltılmasını istedi. Manevi sebeplerden dolayı bu istek uygulanmadı. Komutanlık ataması da yapılmadı. Bin bir güçlükle Medine'yi, Yemen'i, Asir'in kuzeyini I. Dünya Savaşı sonuna kadar savunan 7. Kolordu yaklaşık 300 bin şehit vererek, Mondros Mütarekesi'nden bir müddet sonra, 23 Ocak 1919'da teslim oldu.

Sina (Suriye) - Filistin Cephesi [değiştir]

İngilizler 1914 yılı Aralık ayında Türk dostu saydıkları Hidiv Abbas Hilmi Paşa'yı yönetimden uzaklaştırarak, Mısır ve Süveyş Kanalı'na tamamen egemen oldular. Bahriye Nazırı ve 4. Ordu Komutanı Cemal Paşa'nın, 14 Ocak 1915'te 14.000 deveyle iki koldan Süveyş Kanalı'na yaptığı harekat (1.Kanal Savaşı) başarılı olamadı. 4 Şubat 1915'te Birüsseba-Gazze'ye geri dönüldü.

1916 yılında Süveyş Kanalı'nı almak için 2. Kanal Harekatı yapılırken, Mekke Emiri Şerif Hüseyin İngilizlerin kışkırtmasıyla Osmanlı Devletine karşı ayaklandı. Ayaklanmanın bastırılması için 4. Ordu'dan bir kısım birlikler Hicaz'a gönderildi. Ordunun geri kalan kısmıysa, Gazze-Şeria-Birüsseba hattında savunmaya çekildi. 1917 baharında İngilizler, Gazze'ye saldırdı. 1. ve 2. Gazze Savaşları yapıldı. İngilizler Türklerin kahramanca savunması karşısında çekilmek zorunda kaldılar. Takviyelerini artırmaya başlayan İngilizlerin Filistin Cephesinde toplanmaları üzerine, Cemal Paşa'nın uyarısıyla Yıldırım Ordularının Irak cephesinde kullanılmasından vazgeçilerek Filistin ve Suriye'de kullanılması kararlaştırıldı. Aynı yıl 7. Ordu Komutanlığına atanan Mustafa Kemal Paşa, Yıldırım Ordular Komutanı General Falkenhayn ile anlaşamadı. Harbin yönetimini tenkit eden iki rapor yazarak 6 Ekim 1917'de komutanlıktan istifa etti. Mustafa Kemal elde kalan birliklerle ancak savunma savaşı yapılabileceğini, Falkenhayn'ın saldırıya geçme fikrinin tamamen yanlış olduğunu düşünüyordu. Savaş hazırlıklarını tamamlayan İngilizler, 24 Ekim 1917'de 138.000 askerle taarruza başladılar. Birüsseba-Gazze Savaşı'nı kazandılar. 9 Kasım 1917'de Kudüs düştü.

General Allenby komutasındaki İngiliz kuvvetlerinin Mart 1918 başı ile 18 Mayıs arasındaki Telazur, 1. ve 2. Salt-Amman taarruzları başarıyla durduruldu. Yığınaklarını artıran ve mevcudu 460.000'e yükselen İngiliz ordusunun 19 Eylül 1918'de Filistin'de başlattığı taarruz hızla gelişti ve Filistin tamamen İngilizlerin eline geçti.

Irak Cephesi [değiştir]

Bu cephe, İngilizlerin petrol sahalarını ele geçirmek amacıyla, 15 Ekim 1914'te Bahreyn'i ve 23 Kasım 1914'te Basra'yı işgali üzerine açıldı. Yerli askerlerle karışık Osmanlı kuvvetleri işgale karşı koyamadı. İngilizler, İran'da Ahvaz'ı da ele geçerdiler. 20 Aralık 1914'te, Basra'yı geri almak amacıyla cephe komutanlığına atanan, Yzb. Süleyman Bey askeri aşiretlerden ve gönüllülerden yararlanarak topladığı kuvvetle, 12 Nisan 1915'te taarruz etti. Şuaybiye Savaşında başarılı olamadı ve Kutülamare'ye çekildi. İntihar etti. İngilizler burayı da ele geçirip Bağdat'ı almak için, General Townshend komutasında saldırdılar. Türk Kuvvetleri, İngilizleri Selmanpak'ta durdurdu. Kanlı çarpışmalardan sonra İngilizler, 26 Kasım 1915'te çekildiler. Kutülamare'de 8 aralık 1915'te kuşatılan İngiliz birlikleri, beş ay süren bir direnişten sonra 28 Nisan 1916'da teslim oldu. General Townshend dahil 13.399 esir alındı.

1916 yılı başında bir kısım İngiliz birlikleri General Townshend'in yardımına geldiyse de İran'da Hamedan'a kadar sürüldüler. İngiliz birlikleri 1917 yılı başında bekledikleri güce ulaştılar. Taarruza geçtiler. 11 Mart 1917'de General Maude yönetimindeki İngiliz birlikleri Bağdat girerken Halil Paşa'nın komutasındaki Osmanlı askerleri Bağdat'ı boşalttı.

Türk kuvvetlerinin Bağdat'ı geri alma teşebbüsü başarılı olamadı. Samerra'yı da ele geçiren İngiliz Ordusu, Musul'a doğru ilerlemeye başladı. Bağdat'ı geri almak için 6. Ordu'yla Halep'te kurulan 7. Ordu birleştirilerek General Falkenhayn komutasında Yıldırım Ordular Grubu kuruldu. Halep'te hazırlıklar sürerken, İngilizler Tikrit'e kadar ilerlediler.

1918 yılında aldıkları takviyelerle iyice güçlenen İngiliz birlikleri, petrol yataklarının bulunduğu Musul'a giremediler. Ancak, ne yazık ki, Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasından üç gün sonra 3 Kasım 1918'de, mütarekeye aykırı şekilde burayı işgal ettiler.

Makedonya Cephesi [değiştir]

Sırbistan'ın İttifak Devletlerince işgali tehlikesi belirince, bir Fransız tümeni Çanakkale'den getirilerek, 5 Ekim 1915'te Selanik'te karaya çıkarıldı. Bir İngiliz tümeniyle bir Fransız tugayı da daha sonra bu birliğe katıldı. Böylece Makedonya cephesi açılmış oldu. 20. Türk Kolordusu ile birtakım Alman ve Bulgar birlikleri İngiliz ve Fransızların karşısında yer aldı. 1916 yılında İngiliz, Fransız ve Sırp askerlerinin sayıları 250.000'e ulaşınca 10. Türk Kolordusu da 17 Kasım 1916'da cepheye geldi. 10 Aralık 1916'da Yb.Şükrü Naili Gökberk komutasındaki 50.Tümen Drama civarında düşmanla savaştı. Cephedeki küçük taarruzların yanında en önemli olay, 11 Aralık 1916'da, Manastır'ın İtilaf Devletleri'nin eline geçmesidir.

1917 yılı küçük muharebelerle geçti Türk Kuvvetleri Kavala-Serez hattında savaştı. 27 Haziran 1917'de Yunanistan İtilaf Devletleri safında savaşa girdi. 29 Mayıs 1918'de İngiliz, Fransız, Yunan ve Sırp kuvvetleri büyük bir taarruz başlattı. Bulgar ordusu yenildi. 29 Eylül'de Bulgaristan, Selanik Ateşkes Antlaşmasını imzalayıp, savaştan çekildi. Topraklarından İtilaf Devletleri'ne ait askeri birliklerin geçmesine de izin verdi. İtilaf Devletleri üç koldan Balkanlar'da ilerlemeye başladı. Bu kollardan biri İstanbul'u hedef almıştı.

Diğerleri [değiştir]