![]()
![]()
1988 yılında kurulan Pir Sultan Abdal Kültür ve Tanıtma Derneği, 1989 yılından itibaren Banaz köyünde düzenlediği anma ve kültür şenliklerini 93 senesinden itibaren Sivas’ın
4. Geleneksel Pir Sultan Abdal kültür festivali 1 Temmuz 1993 Perşembe günü saat 9:30 da Arif Sağ’ın katıldığı bir dinleti ile Sivas Kültür Merkezi’nde başladı. Etkinliklere Atatürk anıtına çelenk konulması, Genel Başkan Mürtaza Demir, Sivas Valisi Ahmet Karabilgin ve Aziz Nesin’in konuşmaları ile devam edildi. Daha sonra saat 14 ten itibaren Sivas Buruciye Medresesi’nde kitap ve fotoğraf sergileri açılarak etkinliklere katılan yazar ve şairlerin imza ve söyleşilerine başlandı. Saat 17'de Hasret Gültekin’in katıldığı müzik dinletisinin ardından çeşitli panel, halk konseri ve slayt gösterileriyle şenliklerin ilk günü tamamlandı. Şenliklerin birinci günü bu şekilde tamamlanırken kimsenin aklına ertesi gün yaşanacaklar gelmemişti. Böyle bir katliamın cumhuriyetin temellerinin atıldığı böylesine güzel bir şehirde yaşanabileceği ihtimal hiç kimse tarafından dikkate alınmamıştı. Şenliğe gelen herkes büyük bir coşku içerisinde gerçekleştirilen etkinlikle katıyor, sanatçılar konserlerinde, semah ekipleri döndükleri semahta, yazarlar
imzaladıkları eserlerinde insanlara hep dostluk ve birlik mesajları veriyorlardı. Sivas’a büyük bir heyecanla ve sanatın evrensel mesajlarını yüreklerinde taşıyarak gelen bu insanlar, böyle bir sonu hak edebilecek ne yapmış olabilirlerdi ki... Bu ihtimalleri akıllarına hiç getirmeden 1 Temmuz akşamı şenliklere katılan herkes otellerine yada Sivas’ta bulunan tanıdıklarının evlerine dağıldılar ve o gece uyuyacakları son uykuya gün içinde yaşadıklarının verdiği tatlı bir yorgunlukla daldı bir çoğu...2 Temmuz sabahı gün bir başka ağarıyordu Sivas’ta.Ve ertesi gün bambaşka bir oyun sergilenecekti sivas ta sivas katliamı.
Tarih boyunca bir çok medeniyete kucak açan bu güzel şehir Pir Sultan’ın asılmasından sonra adına sürülecek bir başka kara lekenin belki de farkındaydı o sabah... Belki de bundandı bulutların güneşin önünden çekilmek istememesi... 2 Temmuz cuma gününü serin bir sabahla karşılıyordu Sivas. Bir önceki günün yorgunluğuna inat şenliğe katılanların çoğu erken başlamışlardı güne. Sanatçılar, yazarlar, semah ekiplerindeki gençler, o gün yaşanacaklardan habersiz yudumluyorlardı çaylarını. Saat 10 da Buruciye Medresesi’nde yazar ve şairlerin imza ve söyleşilerine devam edildi. Öğleden sonra yapılacak etkinlikler için hazırlıklar yapıyordu gençler. Türkülerin, semahların, karşılıklı şakalaşmaların ardı arkası gelmiyordu. Ama o gün Sivas’ta başka bir hazırlık daha vardı...Pek çok kökten dinci örgüt, şehir dışından getirdikleri militanlarını Sivas’a günler öncesinden toplamış, halkı Aziz Nesin’in Sivas’ta cezalandırılması için tahrik etmeye başlamıştı.Sivas katliamını adım adım hazırlıyorlardı. Müslümanlara hitap ederek hazırlanan hain bildiriler cuma namazı sonrası elden ele dolaşır olmuştu. Bu bildirilerde “gün Müslümanlığın gereğini yerine getirme günüdür” denilerek, Salman Rüşdi’nin “Şeytan Ayetleri” adlı eserini Türkiye’de yayınlayan Aziz Nesin’e hakaretler yağdırılıyor, Müslümanların ise buna direnerek şeytana dost olan bu insanın öldürülmesi gerektiği telkin ediliyordu. Ayrıca T.C. devletinin Müslümanlara zulüm yaptığı, devletin valisinin bile böyle bir etkinliğin Sivas’ta yapılmasına izin vererek hainler arasına katıldığı belirtilmekteydi. Bu el ilanlarında başta Aziz Nesin olmak üzere, tüm kafirlere verdikleri en önemli mesaj “İslamın peygamberini ve kitabın izzetini korumak için bu uğurda verecek canları olduğuydu.” Şeytan Ayetlerini yayınlayanlara izin verdiğine göre T.C. de en az Aziz Nesin kadar suçluydu. Laikliği savunan bu devlette Aziz Nesin gibi yıkılmalı, yerine şeriat esaslarıyla yönetilen bir İslam devleti kurulmalıydı. Bu bildirilerden, başta Sivas emniyeti olmak üzere herkesin haberi vardı.
Bir yandan bu bildiriler elden ele gezerken diğer yandan Hürdoğan, Bizim Sivas, Hakikat gibi yerel gazeteler, günler öncesinden başladıkları taraflı yayınlarla belki kendilerinin bile tahmin edemeyecekleri bu büyük yangının ilk kıvılcımlarını ateşliyorlardı. Bu yerel gazetelerde Kültür Merkezi önüne dikilen heykeli
dikildiği, Aziz Nesin’in Sivas’a gelmesinin büyük bir hata olduğu, Müslüman mahallesinde salyangoz satıldığı ve daha pek çok yanlı görüşler yayınlanıyordu. Diğer bir yandan da Anadolu ve Yeni Ülke
göstermeye başlamış, günler öncesinden provalarını ve hazırlıklarını yaptıkları bu kanlı oyunu sahneye koymak için perdelerini aralamışlardı. Oyunun adı “Katliam”, oyuncular şeriat devleti isteyen yobazlar, seyirciler ise başta tedbir alması gereken yetkililer olmak üzere tüm dünyaydı...
2 Temmuz 1993 günü günler öncesinden hazırlıkları yapılan bir oyun tüm açıklığıyla sergilenmekteydi artık. Sadece Sivas halkına mal edilmek istenen bu vahşet, aslında günler
Organize edilen hareket ilk başta Aziz Nesin’in Sivas’a gelişini protesto ederken, artık maske düşmüş sloganların arasında laik Türkiye cumhuriyeti’ne yönelik söylemler karışmaya başlamıştı. Bu azgın kalabalık Madımak Oteli'ne gelmeden önce Kültür Merkezini taşlamış, Kültür Merkezi önüne dikilen anıtı sökerek parçalamak istemişti. Valinin isteğiyle halkı yatıştırmak üzere olay yerine gelen belediye başkanı Temel Karamollaoğlu konuşmasına “mücahit Temel” sloganlarıyla başlamış, halkı sükunete davet edeceğine validen kültür merkezi önüne dikilen heykelin sökülmesini talep etmiş, vali de belediye başkanının tuzağına düşerek buna izin
Bunun üzerine göstericiler anıtı yerinden söküp parça
Daha bir gün önce büyük bir heyecanla başlayan şenlikler Madımak oteline sığınan masum insanların gözlerinde birer korku çığına dönüşüyordu. Madımak oteli önünde toplanan kalabalık, güya Aziz Nesin’e tepki olarak başlattıkları bu hareketi, şeriatçı sloganları haykırarak sürdürüyorlardı.
"Türkiye Müslüman’dır, Müslüman kalacak!"
"Kahrolsun laiklik!"
"Şeriat gelecek zulüm bitecek!"
"Sivas Aziz’e mezar olacak!"
"Burası Türkiye, Moskova değil!"
"Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak!"
"Ya Allah, Bismillah, Geliyor Hizbullah!"
Bu sloganlar Madımak Oteli önündeki alanda yankılanırken bir yandan da belediyenin birkaç gün önce otelin yakınına döktürdüğü kaldırım taşları, göstericilerin elinde birer silaha dönüşüyordu. Madımak Oteline ilk taş saat 14 sularında atıldı. Kırılan, otelin camları değil içerideki masum insanların gelecekten kesilen umutlarıydı. 2 Temmuz 1993 günü Sivas’ta oynanan bu vahsi saldırganlık, akşam saatlerine doğru gitgide artıyordu. Madımak otelinin içinde kalanlar perdelerin arasından dışarıda olup bitenleri görüp, olayların nasıl bir boyut kazanacağını kestirmeye çalışıyorlardı. Belediyenin birkaç gün önce otelin yakınına yığdığı taş kümesi canilerin ellerinden Madımak Oteli’nin üzerine bir yağmur gibi yağıyordu. Bununla da yetinmeyen birkaç kişi civarda bulunan binaların üzerlerine çıkmış ve çatılardan söktükleri kiremitleri otelde bulunan insanların üzerlerine fırlatıyordu. Ankara ile sık sık telefon bağlantısı kuruluyor, bakanlara, milletvekillerine, hatta hükümetin başında bulunan parti liderlerinden olaylara müdahale edileceği konusunda güvenceler alınıyordu. Sivas’ta böyle bir can pazarı yaşanırken Aziz Nesin’in telefonla ulaşabildiği Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü içeridekilerin kılına bile zarar gelmeyeceği konusunda teminat veriyordu. Olayları haber alan cumhurbaşkanı Süleyman Dem
dinamit koymak isteyen bu yobazları cesaretlendiren bir tutum içerisine giriyordu. İçişleri bakanı Mehmet Gazioğlu ise
bacakları ve demirlerle merdiven boşluklarında bekleşiyorlar, olası bir saldırıda kendilerini bunlarla savunabileceklerini düşünüyorlardı. Bütün bu telaşın içerisinde karikatürist Asaf Koçak hiç durmadan otelin içinde dolaşıyor ve mızıkasını çalarak gençlere moral vermeye çalışıyordu. Saat 19.30 dan sonra elektriklerin kesilmesiyle ortalık tam bir mahşer gününe dönmüştü. Oteldekiler telaş içerisinde bekleşirken dışarıdan önce gaz kokusu ardından da duman kokusuna benzer kokular içeri sızmaya başladı. Madımak Oteli’nin önündeki araçlar yanıyordu. Birden bir çığlık yükseldi, bu ses otelde bulunanlardan Zerrin Taşpınar’a aitti. “Yakıyorlar bizi!”
Artık her şey çığırından çıkmıştı. Alevler dört bir yanı sararken otelin içine sızan duman insanların soluğunu kesiyor ve panik başlıyordu. Otelin içindeki genç kızların çığlıklarına dışarıdan gelen tekbir sesleri karışıyor, panikle üst katlara kaçışanlar yangın çıkışının kapalı olmasından dolayı dumanla zehirleniyor ve göz gözü görmez bir karanlığı alevlerin kızıl rengi aydınlatıyordu. O panik içerisinde biri insanları otelin arkasındaki aydınlatmaya bakan 109 numaralı odaya yönlendirdi. Bu aydınlatma iki binanın arasında üçgenimsi bir boşluktu. Camlar kırıldı ve kal
diğer arkadaşlarının da oraya inmeleri için yardım ederlerken karşı binadan çıkan Büyük Birlik Partili iki kişi onlara ellerindeki uzun sopalarla vurarak ve küfür ederek geldikleri yere dönmelerini haykırıyordu. Bu arada Büyük Birlik Partisi Sivas il başkanı Ahmet Yıldız ve Mehmet adlı bir polis memuru bu iki kişiyi ikna ederek içeri alıyor ve Ahmet Yıldız’ın sayesinde içeride ölümden kaçan Ali
Madımak oteline, isimlerini ise tarihin kanlı sayfalarına bırakmıştı. Her yanda yanık siir kokusu vardı...
2 Temmuz 1993 de gerici yobaz zihniyetlerin başlattığı bu yangında, hayatlarını kurtarabilecek kadar şanslı olan iki kişi daha vardı. Bunlar Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli’ydi. Onlarda dumandan etkilenmelerine rağmen bir çıkış yolu aramışlar ve odalarına yakın bir pencereden Lütfü Kaleli’nin imdat çığlıklarını duyan itfaiyenin uzattığı merdivene çıkmayı başarmışlardı. Ancak Aziz Nesin itfaiye merdiveninin henüz yarısındayken onu bekleyen bir başka sürpriz daha vardı. Bu sürpriz ise Refah Partili belediye meclis üyesi Cafer Erçakmak’tan başkası değildi. Cafer Erçakmak itfaiYangıdan geriye kalan yaralılar ve cesetler, başta cumhuriyet Üniversitesi Hastanesi ve SSK olmak üzere çeşitli hastanelere kaldırılıyor, gün ağarırken vahşetin bilançosu belirginleşmeye başlıyordu.
Atatürk’ün kurduğu laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ni, devletin bütün imkanlarını saf dışı ederek yenmeyi başarmış ve 37 kişinin ölümüne sebep olarak tarih boyunca elde ettikleri zaferlere bir yenisini daha eklemişlerdi. Yüzyıllardan beri Nesimi’nin derisini yüzen, Pir
2 Temmuz günü Sivas’ın alnına bir kara leke sürüldü.
Unutursak, hatırlatırlar !